29 Mayıs 2014 Perşembe




BİR İNSANI SEVMEKLE BAŞLAYACAK HER ŞEY…

     Ne güzel bir filmdir “Selvi Boylum Al Yazmalım “.Sadece müziği, Türkan Şoray’ın kocaman mahcup gözleri ve Kadir İnanır’ın insanın içine işleyen bakışlarıyla değil, sevgi üzerine söylediği söz ile de 1977 den beri eskimeden seyredilir.
   Benim sevgiye bakışımı netleştirmiş bu güzel aşk filminde Asya’nın (Türkan Sultan ) filmin bir karesinde söylediği bir cümle filmin ve bence sevginin ana temasıdır;
   “” SEVGİ EMEKTİR…””
     Ve ayrıca - şimdi aşağıda yazacaklarım belki biraz ciklet kâğıtlarından çıkan yazıları andıracak ama yinede –
SEVGİ;
   Sevilenin uğruna kendinden bir şeyler vermektir, istenmeden, hiçbir karşılık beklemeden,
   Karşındakini koşulsuz, olduğu gibi sevmektir,
   Bir mal gibi sahiplenmek değil, çok kıymetli bir hazine gibi sahip çıkmaktır,
        Erkekleri bilmem, ama biz kızlar hep masallardaki onurlu şövalyelerden gelecek GERÇEK SEVGİYİ beklemişizdir yıllarca. Ne kadar büyürsek büyüyelim ve hatta da yaşlanalım, şu anki halimizle neyi yaşıyor olursak olalım, hepimizin içinde birer küçük prenses en güzel kıyafetlerini giyip şövalyesinin geleceği – ya da bir kurbağadan evrimleşeceği – günü bekler… Biz bundan haberdar olsak da olmasak da…

Hepinize iyi sevgiler.

13 Mayıs 2014 Salı


"elbette yazıda bahsi geçen sıra bu değil
, zaten bu sıra da değil, bank, maksat az alakalı da olsa bir görsel bulunsun"
                        

                           SIRA
                   
İnsanın yaşı ortayı biraz geçince, tabi bu orta kavramı da değişti artık, 40 oldu, hafta sonu gezmelerinin içeriği de değişiyor.
Bugün mesela ağrıyan dizlerin ve görme problemi yaşamaya başlayan gözlerin doktora görünme günüydü.
Kalktık, gittik.
Hastane, İstanbul’un tarihi Osmanlıya dayanan semtlerinden birinde bir azınlık vakfına ait. Vakıf malı olduğundan yeşili ve tarihi bu güne dek korumuş, tıpkı yapıldığı ilk günkü haliyle, olması gerektiği gibi restore edilmesi hariç tabi. Şayet bu mülk bu vakfa ait olmasaydı,   zaten orada bugün ne yeşil ne de tarih görmek kabil olmazdı. Muhtemel ki yanında yöresinde bulunan diğerleri gibi Karadenizli müteahhit elinden çıkma apartumanlar görürdük.

TÜRK’ÜN SIRAYLA İMTİHANI
Hastaneden içeri seğirtip veznede sıraya girdik. Şimdi buradan sonrası biraz karışık olacak, o yüzden bence elinizde filan bir iş varsa bırakın, sakin bir kenara geçin ve öyle okuyun.
Ne diyordum. Evet, sıraya girdik. Önümüzde birkaç kişi vardı. Yani aslında bir kişi ama yanındakilerle beraber bir kaçlar, ama bir kişi için oradalar, anlatması zor gibi, yaşaması da tuhaf, sağlı sollu hafif ayrılmışlar, böyle bayağı kalabalıklaşıyor sıra, ama aslında tekler, anne baba çocuk yanlarında aile büyükleri, öyle topluca sıraya girmişler, aile gezmesi gibi.
Karışık olduğunu söylemiştim.
Tek kişi işlem yapılacak, ama belli ki hepsinin söyleyecekleri var;
birisi doktoru soruyor, öteki ücreti merak ediyor, diğeri kredi kartını çıkarıyor, ufaklık parmak uçlarında yükselerek kartın şifresini giriyor falan, böyle kolektif bir çalışma, ama yorucu, benim için ve veznedeki kız için.
Sabır(sızlık) la işlerinin bitmesini bekliyoruz? Biz? İkinci çoğul şahıs? A-a evet biz de sırada iki kişiyiz, bir toplumsal alışkanlık mı? Üzerinde düşünmeli. Ama şimdi değil, şimdi sıraya odaklanmalı. 
Çünkü saldırı alarmı var. Arka tarafımdan gelen bir abla, elinde tipik beyaz bir hastane kağıdıyla, ufak, çekingen ama kararlı hamlelerle sıranın başına doğru hareketleniyor.
Böylece artık sadece ön tarafta olup bitenden dolayı sabırsız değil aynı zamanda arkadan gelen beklenmedik bu hamle yüzünden de tedirginim.
Zira giderek yaklaşan ablayla artık yan yana duruyoruz. Böylece ikinci sırada üç kişiyiz. Daha arkadakiler için durum giderek tuhaflaşıyor olmalı. Umarım onlarda olaya vakıf olmak için yanımıza doğru gelmezler.
Yalnız bu gerçekten çok huzursuz edici bir şey. Acaba bizim ondan önce geldiğimizi fark etmemiş olabilir mi diye düşünüyor insan. İkircikleniyor. İkirciklenmeyi de hiç sevmem.
İster istemez ben de onun önüne doğru çaktırmadan meyilleniyorum biraz. Sanki oradaki broşürlere bakacakmış gibi yapıp elimi arkamdan hamle yapan ablayla vezne arasına sokuyor kendimi de elimin ardından araya, tam ortaya getiriyorum.
Amacım olası bir kötü niyeti engellemek şayet yoksa da broşüre bakmak.
Evet maalesef ki bu ihtimal de var ve insan kendini suçlu duruma düşmüş hissediyor. Arkadan gelen kadın masum da olabilir, belki de sıramı kapmak niyetinde değildir, belki de bu hareketi bir sıra kapma basitliğine ben indirgemişimdir ki indirgemeyi de hiç sevmem.
Anlatırken daraldım, durumun vahametine bak.
Ah ama işte hep böyledir bizde.
Bir neslin ömrü sırada su, yağ, tüp bekleyerek geçti.
Az mı çeşme başı kavgaları çıktı, bidonlar kafalara geçti, çok bence.  Ama işte yine de bir terslik var. Çünkü öğrenmemişiz hiçbir şey.
Bizim sıralarımız hiç tek olmaz bir kere. Oysa okullarda o kadar bağırılmışlığımız vardır " tek sıraaa " diye.
Kimse önündekinin tam arkasında da durmaz. Hep bir önündekinin ne yaptığına bakmaya çalışma gayreti içinde sağlı sollu ataklar yapar.
En ön sıranın tam arkasındaki kişi en öndekinin sağındaysa onun arkasındaki de onun biraz daha sağına gider.  Onun arkasının arkasındaki de sağın biraz daha sağına, böylece sıra sağa doğru uzun bir yolculuğa çıkarak dalgalanır durur.
Tabi bu esnada sıra başındaki bahtsız kişi, hele de bir bankamatik kuyruğunda filan ise eğer,  bir yandan huzursuz ve acele hareketlerle işini bitirmeye çalışırken bir yandan da tek koluyla yaptığı işlemleri kapatmaya uğraşır, bazı durumlarda direk bankamatiğin üzerine kapaklanır.
Tüm bunlar yeterince acı vermezmiş gibi bir de bazı uyanıklar olur. Kaynakçılar!  Hiç farkettirmiyor gibi yapıp yanlardan gelir ve çaktırmadan araya girerler. Başlı başına sinir stres sebebidirler. Sıra insanı bunlara karşı daima uyanık olmak zorundadır. Yoksa maazallah sıra hiç ona gelmeden akşamı ediverir.
Kaynakçılık ülkemizde neredeyse bir zaanat olarak kabul edildi, edilecektir. O denli ustalaşmışlara rastlanır. Onlar her tür engellemenin üstesinden gelebilir;  Azmeder olduğu yerde kalır;
“ - ay siz mi vardınız görmedim,
   -tamam o zaman ben de burada beklerim,
   -sen değil misin en sondaki tamam gel sen ben arkana geçeyim,
   -hay Allah sıranın sonu orada mıydı ben bu taraf zannetmiştim “
… gibi akla hayale gelmez bahaneler ve laf kalabalığıyla işlerini çabucak görüp giderler. Arkasından bakakalırsınız.

GİRİŞ GELİŞMEYİ OKUDUYSANIZ SONUCA BUYURUN:

Sıraya girme adabını bilmediğimize kesin kanaat getirdikten sonra bu yazıyı yazmaya karar verip iyice dikkat kesiliyorum bu durum bana başka malzeme verecek mi acaba?
Veriyor, önümüzdeki ailenin işi bittiğinde, benim gibi bu tip saçmalıklar düşünmekle vakit kaybetmeyen arkamdaki abla ani bir atak yapıp benden evvel davranarak veznedeki kıza soru soruyor ve pıt diye önüme geçiveriyor.
Vay vay vay tufaya geldim ki evet anladınız siz onu tufaya gelmeyi de sevmem. Kaynakçı ablayı vezneden aldığı olumsuz cevap da kesmiyor ısrarla beyaz kağıdını burnumdan doğru sallayarak kıza uzatıyor, gel gelelim görevli gayet tecrübeli ve duruma hâkim olduğundan aldığı cevap değişmiyor, kös kös olay mahallinden ayrılıyor ve biz sihirli sözcüğü duyuyoruz;
“ Buyurun nasıl yardımcı olabilirim? “
Böylece sırayla olan imtihanımız bugünlük sona ermiş oluyor, biz de ilerleyen yaşımızın getirdiği ufak hasarlarımızı alıp doktorun odasına doğru yöneliyoruz.  Nedense doktorun kapısının önünde sağa doğru yığılan bir kalabalık var ama….