 |
"elbette yazıda bahsi geçen sıra bu değil
| , zaten bu sıra da değil, bank, maksat az alakalı da olsa bir görsel bulunsun" |
SIRA
|
İnsanın yaşı ortayı biraz geçince, tabi bu orta kavramı da değişti artık, 40
oldu, hafta sonu gezmelerinin içeriği de değişiyor.
Bugün mesela ağrıyan dizlerin ve görme problemi yaşamaya başlayan gözlerin
doktora görünme günüydü.
Kalktık, gittik.
Hastane, İstanbul’un tarihi Osmanlıya dayanan semtlerinden birinde bir azınlık
vakfına ait. Vakıf malı olduğundan yeşili ve tarihi bu güne dek korumuş, tıpkı yapıldığı
ilk günkü haliyle, olması gerektiği gibi restore edilmesi hariç tabi. Şayet bu
mülk bu vakfa ait olmasaydı, zaten orada
bugün ne yeşil ne de tarih görmek kabil olmazdı. Muhtemel ki yanında yöresinde
bulunan diğerleri gibi Karadenizli müteahhit elinden çıkma apartumanlar
görürdük.
TÜRK’ÜN SIRAYLA İMTİHANI
Hastaneden içeri seğirtip veznede sıraya girdik. Şimdi buradan sonrası biraz
karışık olacak, o yüzden bence elinizde filan bir iş varsa bırakın, sakin bir
kenara geçin ve öyle okuyun.
Ne diyordum. Evet, sıraya girdik. Önümüzde birkaç kişi vardı. Yani aslında bir
kişi ama yanındakilerle beraber bir kaçlar, ama bir kişi için oradalar, anlatması
zor gibi, yaşaması da tuhaf, sağlı sollu hafif ayrılmışlar, böyle bayağı
kalabalıklaşıyor sıra, ama aslında tekler, anne baba çocuk yanlarında aile
büyükleri, öyle topluca sıraya girmişler, aile gezmesi gibi.
Karışık olduğunu söylemiştim.
Tek kişi işlem yapılacak, ama belli ki hepsinin söyleyecekleri var;
birisi doktoru soruyor, öteki ücreti merak ediyor, diğeri kredi kartını
çıkarıyor, ufaklık parmak uçlarında yükselerek kartın şifresini giriyor falan, böyle
kolektif bir çalışma, ama yorucu, benim için ve veznedeki kız için.
Sabır(sızlık) la işlerinin bitmesini bekliyoruz? Biz? İkinci çoğul şahıs? A-a
evet biz de sırada iki kişiyiz, bir toplumsal alışkanlık mı? Üzerinde
düşünmeli. Ama şimdi değil, şimdi sıraya odaklanmalı.
Çünkü saldırı alarmı var. Arka tarafımdan gelen bir abla, elinde tipik beyaz
bir hastane kağıdıyla, ufak, çekingen ama kararlı hamlelerle sıranın başına
doğru hareketleniyor.
Böylece artık sadece ön tarafta olup bitenden dolayı sabırsız değil aynı
zamanda arkadan gelen beklenmedik bu hamle yüzünden de tedirginim.
Zira giderek yaklaşan ablayla artık yan yana
duruyoruz. Böylece ikinci sırada üç kişiyiz. Daha arkadakiler için durum
giderek tuhaflaşıyor olmalı. Umarım onlarda olaya vakıf olmak için yanımıza
doğru gelmezler.
Yalnız bu gerçekten çok huzursuz edici bir şey. Acaba bizim ondan önce
geldiğimizi fark etmemiş olabilir mi diye düşünüyor insan. İkircikleniyor.
İkirciklenmeyi de hiç sevmem.
İster istemez ben de onun önüne doğru çaktırmadan meyilleniyorum biraz. Sanki
oradaki broşürlere bakacakmış gibi yapıp elimi arkamdan hamle yapan ablayla
vezne arasına sokuyor kendimi de elimin ardından araya, tam ortaya getiriyorum.
Amacım olası bir kötü niyeti engellemek şayet yoksa da broşüre bakmak.
Evet maalesef ki bu ihtimal de var ve insan kendini suçlu duruma düşmüş
hissediyor. Arkadan gelen kadın masum da olabilir, belki de sıramı kapmak
niyetinde değildir, belki de bu hareketi bir sıra kapma basitliğine ben
indirgemişimdir ki indirgemeyi de hiç sevmem.
Anlatırken daraldım, durumun vahametine bak.
Ah ama işte hep böyledir bizde.
Bir neslin ömrü sırada su, yağ, tüp bekleyerek geçti.
Az mı çeşme başı kavgaları çıktı, bidonlar kafalara geçti, çok bence. Ama işte yine de bir terslik var. Çünkü
öğrenmemişiz hiçbir şey.
Bizim sıralarımız hiç tek olmaz bir kere. Oysa okullarda o kadar bağırılmışlığımız
vardır " tek sıraaa " diye.
Kimse önündekinin tam arkasında da durmaz. Hep bir önündekinin ne yaptığına
bakmaya çalışma gayreti içinde sağlı sollu ataklar yapar.
En ön sıranın tam arkasındaki kişi en öndekinin sağındaysa onun arkasındaki de
onun biraz daha sağına gider. Onun
arkasının arkasındaki de sağın biraz daha sağına, böylece sıra sağa doğru uzun
bir yolculuğa çıkarak dalgalanır durur.
Tabi bu esnada sıra başındaki bahtsız kişi, hele de bir bankamatik kuyruğunda
filan ise eğer, bir yandan huzursuz ve
acele hareketlerle işini bitirmeye çalışırken bir yandan da tek koluyla yaptığı
işlemleri kapatmaya uğraşır, bazı durumlarda direk bankamatiğin üzerine
kapaklanır.
Tüm bunlar yeterince acı vermezmiş gibi bir de bazı uyanıklar olur. Kaynakçılar!
Hiç farkettirmiyor gibi yapıp yanlardan
gelir ve çaktırmadan araya girerler. Başlı başına sinir stres sebebidirler.
Sıra insanı bunlara karşı daima uyanık olmak zorundadır. Yoksa maazallah sıra
hiç ona gelmeden akşamı ediverir.
Kaynakçılık ülkemizde neredeyse bir zaanat olarak kabul edildi, edilecektir. O
denli ustalaşmışlara rastlanır. Onlar her tür engellemenin üstesinden
gelebilir; Azmeder olduğu yerde kalır;
“ - ay siz mi vardınız görmedim,
-tamam o zaman ben de burada beklerim,
-sen değil misin en sondaki tamam gel
sen ben arkana geçeyim,
-hay Allah sıranın sonu orada mıydı
ben bu taraf zannetmiştim “
… gibi akla hayale gelmez bahaneler ve laf kalabalığıyla işlerini çabucak görüp
giderler. Arkasından bakakalırsınız.
GİRİŞ GELİŞMEYİ OKUDUYSANIZ SONUCA
BUYURUN:
Sıraya girme adabını bilmediğimize kesin kanaat getirdikten sonra bu yazıyı
yazmaya karar verip iyice dikkat kesiliyorum bu durum bana başka malzeme verecek
mi acaba?
Veriyor, önümüzdeki ailenin işi bittiğinde, benim gibi bu tip saçmalıklar
düşünmekle vakit kaybetmeyen arkamdaki abla ani bir atak yapıp benden evvel
davranarak veznedeki kıza soru soruyor ve pıt diye önüme geçiveriyor.
Vay vay vay tufaya geldim ki evet anladınız siz onu tufaya gelmeyi de sevmem.
Kaynakçı ablayı vezneden aldığı olumsuz cevap da kesmiyor ısrarla beyaz kağıdını
burnumdan doğru sallayarak kıza uzatıyor, gel gelelim görevli gayet tecrübeli ve
duruma hâkim olduğundan aldığı cevap değişmiyor, kös kös olay mahallinden
ayrılıyor ve biz sihirli sözcüğü duyuyoruz;
“ Buyurun nasıl yardımcı olabilirim? “
Böylece sırayla olan imtihanımız bugünlük sona ermiş oluyor, biz de ilerleyen
yaşımızın getirdiği ufak hasarlarımızı alıp doktorun odasına doğru
yöneliyoruz. Nedense doktorun kapısının
önünde sağa doğru yığılan bir kalabalık var ama….