
Temsili Kedim
HAYAT.
Kedim balkonda, masanın altına tam siper yatmış, yaklaşan baharı kutlamak için uçuşan kuşlara nafile tuzaklar kuruyor.
En sevdiğim ihtiyarlarım, bir kavuşma mutluluğunda yılların yorgunluğunu unutmuş çaylarını yudumluyor.
Kızım, hem biraz hasta hem sınav derdinden yorgun, okulda, ihtimal zilin çalmasını bekliyor.
Ve başka başka insanlar dünyanın başka başka yerlerinde başka başka şeyler yapıyor.
Bana gelecek olursak ben, her zaman olduğu gibi yine olmadık işler peşinde, rutin dışı bir hafta sonundan sonra evde, hayatın neden bu kadar tuhaf olduğunu düşünüyorum.
.
Hayat tuhaf gerçekten. Biz mi onu bu hale getiriyoruz yoksa tuhaf olduğu için o mu bize bunu yapıyor bilmiyorum. Şaka şaka, biliyorum aslında artık biraz. Her ikisi de doğru bunların biraz.
Yine de acayip işte. Biraz düşünüce insanın aklı almıyor.
.
Kısa bir kere her şeyden önce. Kısacık. Bir göz açıp yummak gibi, pıt diye geçiverecek. Bak neresindesin?
Sonra güllük gülistanlık değil hiç? Böyle bu kadar değil hiçbir şey. Şu an bile bir sürü yerde bir sürü acı var. Yokluk var. Yoksunluk var. Ölüm var.
Sadece yokmuş gibi yapıyoruz.
Sıra bize gelene kadar.
Anların içinden geçe geçe inşa ettiğimiz ve adına ömür dediğimiz bir zaman tünelindeyiz, ite kaka yaşamaya çalışıyoruz.
Ucunda ışık olduğu da rivayet tabi ama orasını henüz tam bilmiyoruz.
.
Yukardan, çok çok yukarılardan bakıldığında ne kadar da komiğiz kim bilir. Hatta ona da lüzum yok aslında, tek tek hayatları düşünmek bile kâfi, kimse ait olduğunu yaşamıyor. Yaşamak zorunda olduğuna ait olmaya çalışıyor.
Alıştığını bırakıp, yenisini deneyecek cesaret yok kimsede çünkü. Her tıkanışta her şeyi yıkıp, yeniden yeniden yeniden başlayacak.
Cesareti olan sınırlı sayıdaki insan ya döngünün bir yerinde olmadık bir kırılmayla savrulduğundan ya da doğuştan gelen bir yeti olarak sahip olduğu gücü kullanarak, bize ayrılmış bu kısa mucizevi ve tuhaf şeyi, en doğru şekilde değerlendiriyor. Yapmak istediklerini cesurca yapıyor. Bu yazı onların hikayesi değil bu yüzden. Onlar bunu okumasa da olur. Biz onların hikâyelerini okuyor, izliyor, vay be diyoruz. Bir an durup düşünüyoruz. Çok da hevesleniyoruz. Bir gün mutlaka diyoruz. Az kaldığını ümit ediyoruz. Sonra kaldığımız yerden, yine unutup her şeyi, aynı hızla sürüklenmeye devam ediyoruz. Ara ara, kapandığımız kutulardan şöyle bir başımızı çıkartıp bir nefes alıyor, dışarısı da amma nefismiş, dur o zaman şu işleri bitireyim de ben de çıkayım diyerek tekrar daldığımız kutularda, ömür bitiriyoruz.
.
Bu açıdan şanslı diyebileceğimiz bir kısmımız hiç farkında değil zaten ne nedir? Bir yanlışlık hissediyor sadece ama ne olduğunu hiç bilemeyecek belki de.
Gel gör ki sonuç değişmeyecek, hep bir tatminsizlik.
.
Çok mu karamsar bir tablo çiziyorum, yo aslında, bu yazıyı hiç de karamsar duygularla yazmıyorum. Sadece olanı görüyor ve işte budur diyorum. Fark ettiklerimizle ne yapacağımız zaten bize kalmış, sona daha var çünkü.
Hem herkes kendi meşrebince bir şeyler de hissediyor tabi bu esnada canım. O kadar da ot gibi gelip gitmiyor kimse. Mutlu olmayı da beceriyoruz bir şekilde. Gerçekçi olanlar, çok da zevk almadan, hırsların peşinde, hep bir adım daha öteye atmaya çalışarak gidiyorsa hayalperestler de aldıkları zevkler kadar ağır bedeller ödeyerek gidiyor.
.
Fakat yine de gerçek haz bu değil işte. Hiç yaşamadık, bilmiyoruz. ama hissediyoruz. Bu değil! Böyle gerçek mi olur? J
.
Olmadığını anlamak için sade içlerimize bile bakmamız yeter. Her birimizde bir acayip boşluk. Ebatları ve yerleri farklı sadece. Adını bir türlü koyamadığımız bir eksik şey. Hep bir “ ya az evvel dilimin ucundaydı ama böyle nasıl anlatsam” hali. Hiç susmayan zihinler bu yüzden.
.
Geveze zihinler, huzursuz bünyelerle bir resmigeçit töreni yapıyoruz tünelden. Kâinatta katrilyar kere yapılmış, bitirilmiş bir yürüyüş bu aslında. Bizimkini farklı sanıyoruz. Bitmesin diye de bir aidiyet telaşı içinde, tutunmaya çalışıyoruz.
Oysa tutunsan da duramayacaksın, o yüzden bırak, ait olma. Değilsin zaten.
Koca bir evren bu dağılsana.
Belki bir başka yerde seni bekleyen şahane bir şey var.
Karışsana.
.
Bir deneyebilsek. Yapamıyoruz.
Korkuyoruz bitiremiyoruz.
Alışmışız bırakamıyoruz.
Hep yeni bir şey yaşamak ne güzel olurdu oysa.
Yaşayamıyoruz.
Dünle beraber gideni bırakıp öyle devam edemiyoruz.
Her gün yeni şeyler söyleyemiyor, bulanmadan donmadan akamıyoruz.
Onun yerine kedilerimizi balkondan alıyor, ihtiyarlarımızın çaylarını tazeliyor, çocuklarımızın üzerine daha bir titriyoruz.
.
Yine de benim umudum umut, o yüzden müsaadenizle kendiminkine bir şerh koyuyorum;
“ şimdilik”
J

Ormanın Buda'sı
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder